Dayatılan Şer Atmosferine Direnmeliyiz

Hamza ER



Suriye topraklarında yer alan Ayn-el Arab(Kobani) bölgesine geçmek üzere Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde toplanan bir topluluğun, gerçekleştirdikleri basın açıklamasının ardından sloganlarla yürüyüşe geçtikleri esnada bombalı bir saldırıya uğraması üzerine 32 kişi hayatını kaybetti ve onlarca kişi de yaralandı.


Eylem kim tarafından ve hangi amaçla yapılmış olursa olsun, ölenler ve öldürenlerin hangi düşünceye ve fikre sahip olduklarına bakmadan, gerçekleştirilen eylemin asla tasvip edilemez olduğunun öncelikle belirtilmesi gerekiyor.

Hiçbir zaman gerçek failleri ve sebepleri netleştirilemeyen, sadece taşeron ve kullanılmaya müsait örgütlerin isimlerinin sıkça zikredilmesiyle gündemin saptırıldığı ve kutuplaştırmaların arttırıldığı bu türden hadiselere karşı toplum olarak daha fazla duyarlı ve dikkatli olmalıyız.

Doğru olana, meşru ve akli selim davranışlara eğilimin köreltildiği, şiddeti merkeze alarak şuursuz kutuplaştırıcı baskının gittikçe arttırıldığı bir dönemin galip gelmesi bizlerin endişesidir.

Kazananın asla insanımızın olmayacağı bu kirli oyunda, kışkırtıcı ve tahrik edici açıklamalar peşinde koşanlar ibretle tespit edilmeli,  bu zavallı ölü sevicilerin insanların kanları üzerinden güç arttırabilme eğilimleri de mahkûm edilmelidir.

Oy oranlarının artması ve bölgede hakim güç olabilme aşkıyla bu türden kaos projelerine eğilenler, özellikle İslam’ın merhamet ve kardeşlik temasıyla yetişmiş bölge insanımızın gözünde değersiz hale gelmelidirler.

Güngören’de 5’i çocuk 18 kişinin katledildiği bombaları ateşleyenler, Ankara’da bir çarşıda, Reyhanlı’da ise 52 kişinin katledildiği patlamaları gerçekleştirenler, Diyarbakır’da genç Yasin’i kurban eti dağıtımı yaparken 20 yerinden bıçaklanarak linç edenler, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı odasında öldürenler, son olarak Diyarbakır mitinginde ve Suruç’ta kan dökenler üretilmiş hastalıklı ve dengesiz ellerdir.

Tüm bu hadiselerin ve yaşanan ölümlerin asıl sorumlusu coğrafyamız üzerinde kirli hesaplar güden Batı emperyalizmi, onun işgal politikaları ve bu uğurda kullandıkları işbirlikçilerdir. Halkları birbirine kırdıran, iç savaşlar çıkartan, mezhebi ya da etnik parçalanmalar başlatan Batılı devletler, nitelikli İslami gelişimin önünü keserek ölçüsüz şiddet eğilimi olan akımlara alan açmakta, sürekli yönlendirdikleri taşeron örgütler eliyle de şer planlarını yürütmeye devam etmektedirler.

Sonuçları ile açık bir provokasyon olduğu görülen Suruç’taki saldırının akabinde, toplumun adalet ve merhamet dilini ön plana çıkarmış, sorumlu içerikler taşıyan görüş ve yaklaşımlara ihtiyacı bulunmaktadır.

Düşmanlık yerine kardeşlik, nefret yerine merhamet, öfke yerine sükûnet, ön yargı yerine adalet, bencillik yerine paylaşmak, körlük yerine hikmet, bölmek yerine birleştirmek; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla bu coğrafya insanının dini olan İslam’ın temel değerleridir. Bu coğrafyanın insanlarına düşen ise İslam’ın özüne kulak vererek dünya ve ahirette ateşe götürecek yönlendirilmelerden korunmak olmalıdır.

Yüzyıllık parçalara bölünerek çatışan coğrafyamız yeterince kan görmüş, ulus sınırları ve ulus devletleri eliyle yeterince ayrışmış ve çatıştırılmıştır. İktidar uğruna halkını satan uşaklar eliyle yeterince katliamlar yaşayan bölge insanımızdır.

Bu acılara yeter demek, laik anlayışlara doğru toplumu yönlendirenlere dur diyebilmek Müslümanların elindedir. Coğrafyanın kaderi, şişirilmiş yetersiz lider tiplerine, ulusal ordulara ve olağanüstü vasıflara sahip kurtarıcılara değil, Müslümanlara bağlıdır. Müslümanlar, Müslüman olabilmeyi başarmalı, kendi sorunlarını çözecek gayret ve vazifeyi bir an evvel üstlenmelidir.

Kirli ellerin ideolojik işaretlerine bakmadan, eylem yapılırken ki atılan sloganları dikkate almadan, insanımızın bağrında ateş yakan, acılar yaşatan tüm anlayışları reddettiğimizi açıkça beyan edebilmeliyiz.

Evet, hangi ırka, inanca, düşünceye sahip olursa olsun, şuursuz bir cinnet haliyle insanların birbirlerini yok etmeleri gerektiğini teşvik eden şer atmosferine karşı insanımızı direnmeye davet ediyorum.